MİMAR KOCA SİNAN

Kayseri’den İstanbul’a, Mekke’den Vişegrad’a kadar birçok yerde inşa etmiş olduğu muhteşem eserleriyle hâlâ bizlere seslenmekte olan yüz yaşını devirmiş büyük usta, yani Koca Sinan mütevazı bir ailenin çocuğu olarak küçük bir kasabada; Ağırnas’ta gelir dünyaya. Bu gelişin tarihi tam olarak bilinmez ama gelen kişinin Türk–İslam Mimarlık ve Yapı Sanatı’nda olağanüstü bir devrim gerçekleştirdiği yadsınamaz bir gerçektir.

Yeryüzünde hiçbir mimara nasip olmayacak sayıda eser üretebilmiş, mesleğine çok büyük bir aşk ve sevgiyle bakabilmiş, yaptığı bütün işlerde sadece geleneğe bağlı kalmakla yetinmeyip devamlı yenilik peşinde koşabilmiş, hiçbir zaman tekrara düşmeyerek kendini bile taklit etme yolunu seçmemiş ve mimarbaşılık yaptığı dönemde “Fakir ve Değersiz Kul, Saray Özel Mimarlarının Başı” anlamına gelen “El Fâkir-ul Hakir, Ser Mimaran-ı Hassa” imzasını kullanabilmiş mütevazı bir ustadan bahsediyoruz. O usta ki Osmanlı Devleti’nin 3 kıtada hüküm sürdüğü önemli bir zaman diliminde, tam 50 yıl boyunca (1538–1588) üç büyük Osmanlı Padişah’ına (Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murat) başarıyla mimarbaşılık yapmış, hepsi birbirinden değerli tam 477 adet eser üretmiştir. Hassa Mimarları Ocağı’nın en verimli olduğu bu dönemde halkın ve devletin ihtiyaç duyduğu birçok dini yapı, saray, köşk, yol ve su tesislerinin yapımı gerçekleştirilmiştir.

Tarih kaynakları, Kudüs’te bulunan Hz. Süleyman Mabedi’nden daha muhteşem bir eser ortaya koymak isteyen Doğu Roma İmparatoru Justinianos’un 565 yılında Ayasofya’nın açılışında “Ey Süleyman, seni geçtim!” diyerek gerçekleştirdiğini belirtir. Ve bu tarihten itibaren artık yeryüzündeki en ihtişamlı yapı da Ayasofya olur. Hiçbir milletin bu denli muhteşem bir yapı ortaya koyamayacağının söylentileri de ortalarda dolanır durur, ta ki Sinan Usta iş başına gelinceye kadar. Çünkü mimarlık ve yapı sanatına farklı bir açıyla bakabilen Osmanlı’nın bu yeni ustası, sanatında yepyeni söylemler geliştirmeyi başarabilen birisidir. Sinan Usta, kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve ilk eserlerinden de bir tanesi olan Şehzade Mehmet Külliyesi ile Türk-İslam Mimarlık ve Yapı Sanatı’nda büyük bir yenilik hareketini başlatacağının sinyallerini verebilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın genç yaşta ölen oğlu Şehzade Mehmet için yaptırmış olduğu bu yapılar topluluğu ile “külliye” anlayışı farklı bir boyut kazanmış ve bir sonraki adım olan Süleymaniye için büyük bir güven kaynağı oluşturmuştur. Ve gün geldiğinde İstanbul’un bir başka önemli tepesine, bütün yabancı ülkelerin elçiliklerinin bulunduğu Galata’nın tam karşısına olağanüstü bir estetik ve işlevsellik katılarak Süleymaniye Külliyesi inşa edilmiştir. Dini yapı olarak caminin merkez alındığı ve etrafına da önemli büyüklüklerde aşevi, hastane, medrese, hamam gibi toplumun temel gereksinimlerinin karşılanacağı yapılar yerleştirilen bu külliye, zamanın İstanbul nüfusu düşünüldüğünde insanlar için adeta yeni bir şehir oluşturulduğunun en büyük ispatıdır. Külliye içerisinde yer alanSüleymaniye Camii ise strüktür ve mimari özellikleri bakımındanAyasofya ile kafa tutuşacak derecede bir ihtişama sahiptir. Estetik, işlevsellik ve modern yapım tekniklerinin uygun bir şekilde bir araya getirilme başarısının gösterildiği bu cami sayesinde artık Türk-İslam Mimarlık ve Yapı Sanatı’nın da övünülecek muhteşem bir eseri ortaya çıkmıştır. Ve kaderin cilvesine bakın ki Ayasofya’nın açılışında “Seni geçtim Süleyman” diye bağıran Doğu Roma İmparatoru Justinianos’u, bir başka Süleyman, yani Kanuni Sultan Süleyman, mimarbaşısına yaptırmış olduğu Süleymaniye Külliyesi ile yenebilmiş ve Ayasofya’nın o eski inanılmaz cazibesini yerle bir etme başarısını gösterebilmiştir.

Tüm bunlar devam ederken Sinan yine yerinde durmamış ve devletin her köşesine bir eser bırakma çabasına düşmüştür. İstanbul’da baş gösteren müthiş su sıkıntısı karşısında çaresiz duruma düşen padişah en sonunda yine Sinan’a gelip sorunun çözümünü istemiştir. Mimarbaşı ise kendinden emin olarak işe koyulmuş, inanılması güç bir zaman dilimi aralığında inanılması güç mühendislik çalışmaları yaparak Kırkçeşme Su Tesisleri’nin yapımını tamamlamış ve yaklaşık 55 km. boyunca su kemerleriyle taşıttığı suyu İstanbul’a, Osmanlı halkının hizmetine getirmiştir. Hakkında çıkartılan dedikodulara ve “Bu Mimarbaşı bu işin altından kalkamaz, bu iş çok çok zor, fuzuli gayret içinde, buraya bu kadar fazla para harcanamaz.” gibi engellemelere rağmen asla çabasından vazgeçmemiş, mimar ve mühendis kimliğinin gereği elinden cetvelle pergeli hiçbir zaman düşürmemiştir. Güzel yaradan da bu güzel kulunun takdire şayan çabalarını görmüş ve hiçbir zaman onu mahcup etmemiştir. Sinan ise ölümünden kısa bir süre önce arkadaşı Sai Mustafa Çelebi’ye yazdırmış olduğu hayat hikayesi Tezkiretü-l Bünyan’ında, yaradanına; “Hz. Adem’in vücudunu pergelsiz ve cetvelsiz bina eden Allah’a hamdediyorum” diyerek dua ettiğini belirtmiştir.

Derken günler birbirini kovalamış ve zaten usta bir yüreğe sahip bu zarif insan mesleğinde de ustalaşmış, Edirne’ye inşa ettiği Selimiye Külliyesi içerisinde yer alan Selimiye Camii ile de artık mesleğinin doruk noktasına ulaşmıştır. Ayasofya ve Süleymaniye Camii ile mekân bütünlüğü açısından çok fazla benzerlik göstermeyen bu cami birçok yönüyle önemli özellikler taşımaktadır. Caminin yapımı bittiğinde yaklaşık 84 yaşında olan Sinan, Tezkiretü-l Bünyan’da; “Bu değersiz kul öyle bir yüksek cami plânı çizdi ki; Edirne içinde halkın seyranı olmaya lâyıktır.”demiş ve “4 minaresi kubbenin dört yanında yer almıştır, hepsi de 3’er şerefelidir. Ve üçer yollu olan iki minarenin yolları başka başka tasarlanmıştır. Eskiden bina olunan Üç Şerefeli Cami’nin üç yollu minaresi bir kule gibidir, gayet kalındır. Amma bunun minareleri hem nazik, hem üçer yolludur. Bunu yapmaktaki güçlüğü ancak akıl sahibi olanlar anlar.” diyerek devam etmiştir. Sekizgen bir plana oturtulan bu cami hakikaten de diğerlerine hiç benzemeyen ve taşıdığı strüktürel özellikleri bakımından kendisinden iyice söz ettirecek gibidir.

Zamanın kısıtlı şartlarına göre bu denli muhteşem eserler bırakma başarısını gösterebilmiş Sinan Usta her yerde ün kazanmış, takdirler toplamıştır. Oysaki o, kendisinden çok çok daha az eserler üretebilmiş Batılı sanatçılar gibi hiçbir zaman övünmemiş ve kendi özel hayatıyla ilgili küçük birkaç ayrıntı dışında hiçbir yerde bilgi vermemiştir. Sinan Usta’nın tek bir isteği vardır sadece, onu da kendisi şöyle dile getirmiştir; “Dünya durdukça eserlerimi gören aklı selim sahiplerinin çabamın ciddiyetini göz önünde bulundurarak onlara insaf ile bakacaklarını ve beni hayırlı dualarla anacaklarını umarım, inşallah.”

Kayseri’nin küçük bir kasabasında mütevazı bir yaşamla başlayan dünya yaşantısında Osmanlı Devleti’nin en yüksek makamlarına kadar gelebilen bu güzel insanın kalemi de taşlar olmuş ve memleketin her yerine bu taşlardan muhteşem şiirler nakşetmiştir. Yüzyıllar boyunca bizlere ilham kaynağı olan bu şiirler için Büyük Yapı Sanatçısı Sinan Usta’ya bizler de teşekkür eder, onu çokça hayırlı dualarla andığımızı belirtiriz.

2018-05-30T16:31:47+00:00
X